Modern İnsanın Görünmez Yorgunluğu

Modern insan her zaman ağır işler yapmıyor.

Ama yine de çok yoruluyor.

Sabah gözümüzü açıyoruz. Daha yataktan kalkmadan telefona bakıyoruz. Mesajlar, haberler, bildirimler…

Sonra gün başlıyor.

İşe yetişiyoruz.

İnsanlarla konuşuyoruz.

Kararlar veriyoruz.

Sorunları çözüyoruz.

Bir yandan bugünü yaşarken bir yandan yarını düşünüyoruz.

Akşam olduğunda ise bazen kendimize şu soruyu soruyoruz:

“Ben bugün ne yaptım da bu kadar yoruldum?”

Aslında cevap yalnızca yaptıklarımızda değil.

Bir de bütün gün zihnimizde taşıdıklarımız var.

Çünkü modern insan sadece yaşamıyor.

Sürekli düşünüyor.

Karar veriyor.

Karşılaştırıyor.

Yetişmeye çalışıyor.

Kendisini değerlendiriyor.

Olmamış şeylerin ihtimallerini hesaplıyor.

Bedenimiz bir sandalyede oturuyor olabilir.

Ama zihnimiz sabahtan akşama kadar koşuyor.

İşte modern insanın görünmez yorgunluğu burada başlıyor.

Beden Duruyor, Zihin Durmuyor

Eskiden yorgunluğu daha çok bedensel olarak düşünürdük.

İnsan çalışırdı.

Yorulurdu.

Dinlenirdi.

Bugün ise insan bütün gün masa başında oturup akşam hiçbir şey yapacak gücü kalmamış halde eve dönebiliyor.

Çünkü yalnızca beden yorulmuyor.

Dikkat etmek de yoruyor.

Karar vermek de.

Duyguları kontrol etmek de.

Sürekli bir şeylere cevap vermek de.

Bir mesajı düşünüyoruz.

Bir konuşmayı kafamızda tekrar ediyoruz.

Yarın ne olacağını hesaplıyoruz.

Birinin bizim hakkımızda ne düşündüğünü düşünüyoruz.

Henüz yaşanmamış sorunlara çözümler hazırlıyoruz.

Bunların hiçbiri dışarıdan görünmüyor.

Ama hepsi enerji harcıyor.

Bu yüzden bazen insanın taşıdığı en ağır yükler ellerinde değil, zihnindedir.

Hayatı Yaşamaktan Çok Yönetiyoruz

Sabah ne giyeceğiz?

Ne yiyeceğiz?

Nereye gideceğiz?

Kime cevap vereceğiz?

Ne satın alacağız?

Hangi haberi okuyacağız?

Akşam ne izleyeceğiz?

Modern hayat bize çok fazla seçenek verdi.

Bu güzel bir şey.

Ama her seçeneğin bir bedeli var:

Karar vermek.

Gün boyunca yüzlerce küçük karar veriyoruz.

Tek başına hiçbiri önemli görünmüyor.

Ama hepsi bir araya geldiğinde zihni yoruyor.

Bazen insan hayatından yorulmuyor.

Hayatındaki her şeyi sürekli yönetmek zorunda hissetmekten yoruluyor.

Her şey planlanacak.

Her şey kontrol edilecek.

Her şeye yetişilecek.

Her sorun çözülecek.

Ama insan bir makine değildir.

Bazen bazı şeylerin eksik kalmasına izin vermek gerekir.

Zihnimizin Kapanış Saati Yok

İşten çıkıyoruz.

Ama iş bizimle geliyor.

Bir konuşma bitiyor.

Ama kafamızda devam ediyor.

Bir sorun henüz yaşanmadı.

Ama biz bütün kötü ihtimalleri çoktan yaşamışız.

Geçmişi tekrar düşünüyoruz.

Geleceği önceden yaşamaya çalışıyoruz.

Sonra bugüne enerji kalmıyor.

İnsan bazen tek bir gün yaşamıyor.

Dünün pişmanlığını taşıyor.

Bugünün sorunlarını çözüyor.

Yarının kaygısını düşünüyor.

Üç zamanı aynı anda taşımaya çalışıyor.

Sonra da neden yorulduğunu merak ediyor.

Belki de zihinsel yorgunluğun önemli nedenlerinden biri budur:

Bulunduğumuz yerdeyiz ama zihnimiz hiçbir zaman tam olarak orada değil.

Dünya Artık Cebimizde

Eskiden insan eve geldiğinde kapıyı kapatır ve dünyanın büyük bölümünü dışarıda bırakabilirdi.

Şimdi dünyayı cebimizde eve getiriyoruz.

Mesajlar.

E-postalar.

Haberler.

Sosyal medya.

Bildirimler.

Birileri sürekli bir şey söylüyor.

Birileri bir şey istiyor.

Bir yerde bir şey oluyor.

Ve biz hepsini bilmemiz gerekiyormuş gibi hissediyoruz.

Oysa zihnin de bir kapıya ihtiyacı vardır.

Bazen kapanmaya.

Bazen sessiz kalmaya.

Bazen cevap vermemeye.

Çünkü dinlenmek sadece çalışmamak değildir.

Bir süre hiçbir şeye cevap vermek zorunda olmadığını hissedebilmektir.

Modern insan belki de en çok bunu kaybetti.

Ulaşılmaz olabilme hakkını.

Yaşıyoruz Ama Bir Yandan Kendimizi İzliyoruz

Modern insanın bir başka yükü daha var.

Kendisini sürekli değerlendiriyor.

Yeterince başarılı mıyım?

Yeterince iyi görünüyor muyum?

Doğru yerde miyim?

Geride mi kaldım?

Daha fazlasını yapmalı mıyım?

Başkaları benden daha mı iyi yaşıyor?

İnsan böyle yaşadığında hayat bir yaşam olmaktan çıkıyor.

Bitmeyen bir sınava dönüşüyor.

Ve bu sınavın bitiş zili hiç çalmıyor.

Çünkü her başarıdan sonra yeni bir hedef geliyor.

Her ulaşılan yerden sonra başka bir yer gösteriliyor.

“Biraz daha.”

“Biraz daha iyi.”

“Biraz daha başarılı.”

“Biraz daha fazla.”

Ama insanın içindeki o “biraz daha” hiç susmuyorsa, ne zaman yeterli hissedeceğiz?

Bazen bizi yoran başarısızlık değildir.

Sürekli başarılı olmak zorunda olduğumuzu düşünmektir.

Söylemediklerimiz de Yoruyor

Bir de içimizde taşıdığımız şeyler var.

Söylemediğimiz öfke.

Belli etmediğimiz kırgınlık.

Göstermediğimiz korku.

Ertelediğimiz üzüntü.

İnsan duygularını görmezden geldiğinde onlar yok olmuyor.

Sadece içeriye taşınıyor.

Dışarıdan hayatımıza devam ediyoruz.

Çalışıyoruz.

Gülüyoruz.

İnsanlarla konuşuyoruz.

Görevlerimizi yerine getiriyoruz.

Ama içeride başka bir mücadele devam ediyor.

Bazen insan yaşadığı şeyden değil, yaşadığını belli etmemek için harcadığı güçten yoruluyor.

Her zaman güçlü görünmek de ağır bir yüktür.

Bazen insanın güçlü olmaya değil, olduğu gibi olmaya ihtiyacı vardır.

Dinlenmeyi Bile Dolduruyoruz

Boş kalıyoruz.

Telefonu açıyoruz.

Sosyal medyada dolaşıyoruz.

Bir şey izliyoruz.

Bir şey okuyoruz.

Bir şey dinliyoruz.

Sürekli yeni bir şey alıyoruz içeriye.

Bedenimiz koltukta oturuyor.

Ama zihnimiz çalışmaya devam ediyor.

Bu yüzden bazı dinlenmeler bizi gerçekten dinlendirmiyor.

Çünkü dinlenmek her zaman başka bir şey yapmak değildir.

Bazen hiçbir şey yapmamaktır.

Sessizliktir.

Yavaşlamaktır.

Amaçsız yürümektir.

Bir ağacın altında oturmaktır.

Telefonu başka bir odada bırakmaktır.

Bir süre kimseye cevap vermemektir.

Ve en önemlisi:

Bir süre hiçbir şeyi çözmeye çalışmamaktır.

Her boşluğu doldurmak zorunda değiliz.

Bazı boşluklar eksiklik değildir.

Bazı boşluklar insanın kendisine yeniden dönebildiği yerlerdir.

Daha Güçlü Olmak Değil, Daha Az Yük Taşımak

Modern insan yorulduğunda genellikle kendisini daha da zorlamaya çalışıyor.

Daha disiplinli olmalıyım.

Daha güçlü olmalıyım.

Daha verimli olmalıyım.

Daha dayanıklı olmalıyım.

Belki de hayır.

Belki daha güçlü olmamız gerekmiyor.

Belki sadece daha az gereksiz yük taşımamız gerekiyor.

Her sorunu çözmek zorunda değiliz.

Her haberi bilmek zorunda değiliz.

Her mesaja hemen cevap vermek zorunda değiliz.

Her insanı memnun etmek zorunda değiliz.

Her ihtimali kontrol etmek zorunda değiliz.

Ve hayatımızın her dakikasını verimli geçirmek zorunda hiç değiliz.

İnsan bazen yapamadıklarından yorulmaz.

Yapmak zorunda olduğunu düşündüğü şeylerin fazlalığından yorulur.

Bu yüzden kendimize bazen şunu sormamız gerekiyor:

“Ben gerçekten neden yoruluyorum?”

Çok çalıştığım için mi?

Yoksa çok düşündüğüm için mi?

Çok sorumluluğum olduğu için mi?

Yoksa her şeyi kendi sorumluluğum sandığım için mi?

Hayat gerçekten ağır mı?

Yoksa ben bırakabileceğim şeyleri de hâlâ taşıyor muyum?

Bu soruların cevabı herkeste farklıdır.

Ama bir gerçek değişmez:

İnsan her şeyi taşıyabilecek kadar güçlü olmak zorunda değildir.

Asıl güç, neyi taşımaya değer olduğunu ve neyi artık bırakmak gerektiğini anlayabilmektir.

Çünkü bazen ihtiyacımız daha fazla uyumak değildir.

Daha az düşünmek.

Daha az kontrol etmek.

Daha az yetişmeye çalışmak.

Daha az gereksiz yük taşımaktır.

Modern insanın görünmez yorgunluğunun karşısında belki de öğrenmemiz gereken yeni bir güç biçimi var:

Her şeye yetişmek değil, neyin gerçekten önemli olduğunu seçmek.

Her şeyi taşımak değil, neyi bırakacağını bilmek.

Sürekli daha fazlasını yapmak değil, bazen hayatın içinde sadece var olabilmek.

Bedenin dursa bile zihninin hiç susmadığı, uyusan da geçmeyen ve ruhuna çöken o tarif edemediğin görünmez yorgunluğu geride bırakma zamanı.

Sorularınız ve bilgi almak için 0531 894 10 18