Bir zamanlar başarılı olmak yeterliydi.
Bugün ise sanki başarılı olmak da yetmiyor.
Daha çok kazanmak gerekiyor.
Daha hızlı ilerlemek.
Daha iyi görünmek.
Daha üretken olmak.
Daha çok tanınmak.
Ve bütün bunları mümkünse başkalarına da göstermek.
Bir hedefe ulaşıyoruz.
Bir süre seviniyoruz.
Sonra o başarı normalleşiyor.
Bir zamanlar hayalini kurduğumuz şey, kısa süre sonra günlük hayatın sıradan bir parçasına dönüşüyor.
Ve zihnimizde hemen yeni bir soru beliriyor:
“Şimdi sırada ne var?”
Belki de modern insanın sorunu yalnızca başarısızlık korkusu değildir.
Daha görünmez bir sorun daha vardır:
Ne kadar başarırsa başarsın, kendisini hâlâ yeterli hissedememek.
Neden Başardığımız Şeyler Bize Yetmiyor?
İnsan alışır.
Bu hayatın doğal bir parçasıdır.
Bir zamanlar ulaşılması zor görünen bir şeye ulaştığımızda, bir süre sonra ona da alışırız.
Sorun burada başlamaz.
Sorun, başardığımız şeyi görmeye fırsat bulamadan gözümüzü başkasına çevirdiğimizde başlar.
Bir başarı kazanıyoruz.
Sonra bizden daha çok kazanan birini görüyoruz.
Bir yere geliyoruz.
Bizden daha ileride olan birini görüyoruz.
İyi görünüyoruz.
Daha iyi görünen birini görüyoruz.
Bir şey başarıyoruz.
Daha büyüğünü yapan birini görüyoruz.
Sonra kendi yolumuza bakmayı bırakıp başkalarının sonuçlarına bakmaya başlıyoruz.
Belki geçen yıl olduğumuz kişiden çok daha ilerideyiz.
Ama gözümüz sürekli önümüzdekinin sırtındaysa bunu fark edemiyoruz.
Böylece başarı artıyor.
Ama yeterlilik duygusu azalmaya başlıyor.
İnsan ilerliyor.
Fakat kendisini geride hissediyor.
Başarmak Başka, Kendini Kanıtlamak Başka
Bir insan bir şeyi gerçekten istediği için yapabilir.
Üretmekten hoşlandığı için çalışabilir.
Merak ettiği için öğrenebilir.
Daha iyi bir hayat kurmak istediği için çabalayabilir.
Bunların hepsi sağlıklıdır.
Ama bazen başarı başka bir görevin içine sokulur:
İnsanın kendisini kanıtlama görevine.
“Biraz daha başarılı olursam değerli olacağım.”
“Daha çok kazanırsam bana saygı duyacaklar.”
“Daha iyi görünürsem beni sevecekler.”
“Daha yüksek bir yere gelirsem artık kendimden şüphe etmeyeceğim.”
İşte burada başarı ağırlaşmaya başlar.
Çünkü insanın değeri başarıya bağlandığında, hiçbir başarı uzun süre yetmez.
Bir hedefe ulaşırsın.
Ama içindeki eksiklik duygusu kaybolmaz.
Sadece yeni bir hedef bulur.
Başarı insanın hayatını değiştirebilir.
Ama insanın kendisiyle ilişkisini her zaman değiştirmez.
İçeride sürekli “yetmiyorsun” diyen bir ses varsa, dışarıdaki alkış onu ancak bir süre susturur.
Hedef Sürekli Kaçıyorsa
Başarı baskısının en yorucu taraflarından biri şudur:
Hedef çizgisi sürekli ileri gider.
Bir zamanlar istediğimiz işe gireriz.
Sonra daha yüksek maaş isteriz.
Onu alırız.
Daha iyi bir konum isteriz.
Sonra daha fazla tanınmak.
Sonra daha fazla güç.
Sonra başkalarının önüne geçmek.
Hedeflerin büyümesinde sorun yok.
İnsan gelişmek ister.
Ama gelişmek ile sürekli yetersiz hissetmek aynı şey değildir.
Gelişmek şudur:
“Bugün olduğum yeri kabul ediyorum ama daha ileri gitmek istiyorum.”
Yetersizlik ise şudur:
“Bulunduğum hiçbir yer yetmez. Çünkü ben de yetmiyorum.”
Dışarıdan ikisi birbirine benzeyebilir.
İkisi de çalışır.
İkisi de üretir.
İkisi de ilerler.
Ama içeride çok farklı iki hayat vardır.
Biri bir yere doğru gider.
Diğeri kendisinden kaçmaya çalışır.
Dinlenmeyi Bile Yarışa Çevirdik
Modern insanın başarı baskısı yalnızca iş hayatında değil.
Artık dinlenirken bile bir şey başarmamız gerekiyormuş gibi yaşıyoruz.
Spor yapmalıyız.
Kitap okumalıyız.
Yeni beceriler öğrenmeliyiz.
Dil öğrenmeliyiz.
Daha sağlıklı beslenmeliyiz.
Zamanımızı iyi kullanmalıyız.
Kendimizi sürekli geliştirmeliyiz.
Bunların hepsi güzel şeyler olabilir.
Ama hayatın her alanı bir gelişim projesine dönüşürse, insan bir süre sonra yaşamayı unutabilir.
Her yürüyüş kalori yakmak zorunda değildir.
Her kitap bizi daha başarılı yapmak zorunda değildir.
Her hobi para kazandırmak zorunda değildir.
Her boş zaman verimli olmak zorunda değildir.
Bazen bir şeyin amacı sadece iyi hissetmektir.
Bazen sadece yaşamak.
İnsan makine değildir.
Hayat da sürekli güncellenmesi gereken bir performans sistemi değildir.
Peki Bu Başarı Kimin Başarısı?
Belki de insanın kendisine sorması gereken en zor sorulardan biri şudur:
“Peşinden koştuğum hayat gerçekten benim istediğim hayat mı?”
Çünkü bazı hedefleri biz seçeriz.
Bazı hedefleri ise bize öğretirler.
Daha fazla para.
Daha büyük bir ev.
Daha yüksek bir statü.
Daha fazla görünürlük.
Daha çok takipçi.
Daha çok alkış.
Bunların hiçbiri yanlış değildir.
İnsan bunları gerçekten isteyebilir.
Ama neden istediğini bilmiyorsa, elde ettiğinde neden mutlu olmadığını da anlayamaz.
Çünkü insan bazen kendi hayalini yaşamıyor.
Başkalarının başarılı saydığı hayatı yaşamaya çalışıyor.
Ve başkasının başarı tanımında birinci olmak, kendi hayatımızda doğru yerde olduğumuz anlamına gelmez.
“Yeterliyim” Demek Vazgeçmek Değildir
Bazı insanlar kendisini yeterli görmenin insanı tembelleştireceğini düşünür.
Bence tam tersi olabilir.
Kendini yeterli görmek, gelişmeyi bırakmak değildir.
Kendini değersizleştirmeden gelişebilmektir.
İnsan şunu söyleyebilir:
“Bugün olduğum halimle değerliyim. Ama yine de daha iyi olmak istiyorum.”
Bu güçlü bir yerdir.
Çünkü burada gelişim korkudan gelmez.
Eksiklikten gelmez.
Kendini kanıtlama ihtiyacından gelmez.
İstekten gelir.
Meraktan gelir.
Hayat enerjisinden gelir.
“Yeterliyim” demek,
“Ben tamamlandım” demek değildir.
“Değerli olmak için kendimi sürekli kanıtlamak zorunda değilim” demektir.
Aradaki fark büyüktür.
Birinde insan gelişir.
Diğerinde insan kendisini kovalar.
Başarı Bir Özgürlük mü, Borç mu?
Eğer insan yalnızca eksiklik duygusuyla ilerliyorsa başarı zamanla bir ödül olmaktan çıkar.
Borç haline gelir.
Daha fazlasını yapmak zorundayım.
Daha çok kazanmalıyım.
Durmamalıyım.
Geride kalmamalıyım.
Kaybetmemeliyim.
Çünkü durursam insanlar beni geçer.
Geride kalırsam değerim azalır.
İşte insan burada başarı için yaşamaya başlar.
Ve yavaş yavaş yaşamayı unutur.
Oysa başarı hayatı büyütmelidir.
Hayatın yerine geçmemelidir.
Her Zaman İlerleyemeyiz
İnsan sürekli yükselen bir grafik değildir.
Hayat öyle işlemez.
Bazen hızlanırız.
Bazen yavaşlarız.
Bazen kazanırız.
Bazen kaybederiz.
Bazen çok güçlüyüzdür.
Bazen hiçbir şey yapmak istemeyiz.
Bazen üretiriz.
Bazen dururuz.
Eğer insanın değeri yalnızca başarılı olduğu zaman ortaya çıkıyorsa, başarısız olduğu zaman kendisinden geriye ne kalır?
İşte asıl soru budur.
Çünkü insan başarısından daha büyük bir şeydir.
Mesleğinden daha büyük.
Parasından daha büyük.
Statüsünden daha büyük.
Alkışlardan daha büyük.
Belki gerçek başarı sadece ne kadar ileri gittiğimiz değildir.
İlerlerken kendimizi kaybetmemektir.
Bir Zamanlar İstediğin Hayatın İçinde Olabilirsin
İnsan sürekli bir sonraki hedefe baktığında garip bir şey olur.
Bir zamanlar ulaşmak için çok uğraştığı hayatın içinde yaşadığını fark edemez.
Geçmişte hayal ettiğin bazı şeylere bugün sahip olabilirsin.
Ama sen çoktan başka bir hedefe bakıyorsundur.
Bu yüzden zaman zaman durmak gerekir.
Geride kalmak için değil.
Nereden geldiğini görmek için.
Daha fazlasını istemek yanlış değildir.
Ama sahip olduğumuzu hiç görmeden daha fazlasını istemek insanı yoksullaştırabilir.
Çünkü modern dünya sürekli aynı şeyi söylüyor:
Daha çok çalış.
Daha çok kazan.
Daha hızlı git.
Daha fazla görün.
Daha fazlası ol.
Belki de insanın bazen kendisine bunun tam tersini söylemesi gerekir:
“Daha ileri gidebilirim. Ama bugün olduğum halimle de değerliyim.”
Çünkü gelişmenin sonu olmayabilir.
Ama hayatın bir sonu vardır.
Ve insan bütün ömrünü yeterli olmaya çalışarak geçirirse, bir gün aslında çoktan yeterli olduğunu fark etmek için geç kalabilir.
Başarı önemlidir.
Ama insan başarıdan daha önemlidir.
Daha fazlasını istemek güzeldir.
Ama sahip olduğun hayatı görebilmek de güzeldir.
İleri gitmek güçtür.
Ama neden ileri gittiğini bilmek daha büyük bir güçtür.
Çünkü mesele herkesten önde olmak değildir.
Mesele, kendi hayatında doğru yönde ilerlemektir.
Ulaştığın hiçbir hedefin seni tatmin etmediği, sürekli daha fazlasını kanıtlama hırsıyla kendi sınırlarını tüketip durduğun o duraksız yarış halini geride bırakma zamanı.
Sorularınız ve bilgi almak için 0531 894 10 18
