Gençlik döneminin en önemli sorularından biri şudur:
Ben kimim?
İnsan bu sorunun cevabını hazır bulmaz.
Yaşar.
Dener.
Yanılır.
Fikrini değiştirir.
Bazen başkalarına benzer, bazen onlardan uzaklaşır.
Ve bütün bunların içinde yavaş yavaş kendisini tanımaya başlar.
Geçmişte gençlerin kimliği daha çok aile, arkadaşlar, okul, çevre ve yaşadığı deneyimlerle şekilleniyordu.
Bugün bunların arasına çok güçlü bir etken daha girdi:
Algoritmalar.
Bir genç telefonunu açtığında bütün dünyayı görmüyor.
Algoritmanın onun için seçtiği dünyayı görüyor.
Neye baktığı, neyi beğendiği, hangi videoda durduğu ve neyi tekrar izlediği takip ediliyor.
Sonra sistem ona şunu söylüyor:
“Demek ki bunu seviyorsun. O halde sana bundan daha fazla göstereyim.”
İlk bakışta bunda bir sorun yok gibi görünebilir.
Fakat asıl soru şudur:
Biz mi neyi görmek istediğimizi seçiyoruz, yoksa sürekli gördüğümüz şeyler mi zamanla ne istediğimizi belirliyor?
Kendini Ararken Kendine Kapanmak
İnsan kendisini tanımak için farklı şeylerle karşılaşmalıdır.
Yeni insanlar tanımalıdır.
Farklı düşünceler duymalıdır.
Bazen yanlış seçimler yapmalıdır.
Çünkü insan yalnızca doğru seçimleriyle değil, yanlışlarından öğrendikleriyle de kim olduğunu keşfeder.
Algoritmanın çalışma biçimi ise farklıdır.
Geçmişte ne yaptıysan sana onun benzerini gösterir.
Bir konuya baktın.
Bir tane daha gelir.
Bir tane daha izledin.
On tane daha gelir.
Bir süre sonra karşındaki dünya değişmeye başlar.
Aslında dünya değişmemiştir.
Senin gördüğün dünya daralmıştır.
İşte burada önemli bir çelişki vardır:
İnsan kendisini bulmak için dünyaya açılmalıdır. Algoritma ise onu geçmiş tercihlerinin içine kapatabilir.
Böylece genç insan yeni bir şey keşfettiğini düşünürken, sürekli kendi dijital yansımasına bakıyor olabilir.
Başkasının En İyi Anı, Senin Normal Hayatın
Eskiden insan kendisini çevresindeki birkaç kişiyle karşılaştırıyordu.
Bugün bir genç birkaç dakika içinde dünyanın en güzel, en zengin, en başarılı ve en popüler insanlarını görebiliyor.
Fakat burada önemli bir ayrıntı var:
İnsanlar genellikle hayatlarının tamamını göstermiyor.
En güzel fotoğrafı gösteriyor.
En başarılı anı gösteriyor.
En mutlu günü gösteriyor.
Sonra genç insan başkasının seçilmiş hayatına bakıp kendi gerçek hayatını değerlendiriyor.
Başkasının vitriniyle kendi mutfağını karşılaştırıyor.
Bu karşılaştırmanın sonunda kendi bedeni yetersiz, hayatı sıradan, başarıları küçük görünebilir.
Sorun başkalarının güzel veya başarılı olması değildir.
Sorun şudur:
İnsan kendi değerini başkasının hayatını ölçü alarak belirlemeye başladığında, kendi hayatından uzaklaşır.
Görünmek Başka, Değerli Olmak Başka
Sosyal medya insanlara yeni bir ölçü sistemi verdi:
Kaç kişi gördü?
Kaç kişi beğendi?
Kaç kişi takip etti?
Bunlar başlangıçta yalnızca rakamdır.
Fakat zamanla insan bu rakamları kendisine çevirebilir.
Çok beğenildim, demek ki değerliyim.
Az beğenildim, demek ki yetersizim.
İşte burada önemli bir hata başlar.
Görünürlük ile değer aynı şey değildir.
Çok görünen çok değerli olmayabilir.
Az görünen değersiz değildir.
Popüler olmak ile iyi olmak aynı şey değildir.
Fakat insan kendi değerini sürekli dışarıdan gelen tepkilerle ölçerse, bir süre sonra içeriden gelen sesi duymakta zorlanır.
Çünkü sürekli dışarıya bakan insan, zamanla kendisini içeriden göremez.
Yapay Zekâ: Araç mı, Yeni Bir Otorite mi?
Şimdi bu dünyaya yapay zekâ da eklendi.
Gençler artık yalnızca insanlara soru sormuyor.
Yapay zekâya ne yapması gerektiğini soruyor.
Fikirlerini onunla tartışıyor.
Bazen duygularını anlatıyor.
Bazen hayatıyla ilgili kararlarında yardım istiyor.
Bunun büyük yararları olabilir.
Bilgiye ulaşmayı hızlandırabilir.
İnsanın farklı seçenekleri görmesini sağlayabilir.
Düşünmesine yardımcı olabilir.
Fakat burada da sınırı doğru çizmek gerekir.
Yapay zekâ insanla birlikte düşünürse araçtır. İnsan yerine düşünmeye başlarsa otoriteye dönüşür.
Bir genç her sorunun cevabını dışarıdan alırsa, kendi cevabını üretme becerisi zayıflayabilir.
Çünkü insanın kimliği hazır cevaplardan oluşmaz.
Kimlik bazen cevap bulamamaktan da gelişir.
Kararsız kalmaktan.
Yanlış yapmaktan.
Beklemekten.
Düşünmekten.
Yaşamaktan.
İnsan yalnızca doğru cevabı bularak büyümez.
Kendi cevabını aramayı öğrenerek büyür.
Yeni Mücadele: Kendi Zihninin Sahibi Olmak
Gelecekte insanın en önemli psikolojik becerilerinden biri belki de yalnızca özgüvenli veya başarılı olmak olmayacak.
Kendi zihninin sahibi olabilmek olacak.
Neye dikkat edeceğini seçebilmek.
Ne düşüneceğini sorgulayabilmek.
Her gördüğüne inanmamak.
Her popüler olanı istememek.
Her önerileni seçmemek.
Teknolojiyi kullanmak ama onun tarafından kullanılmamak.
Çünkü teknoloji düşman değildir.
Algoritma da düşman değildir.
Yapay zekâ da düşman değildir.
Asıl mesele kimin kimi yönettiğidir.
Sen mi aracı kullanıyorsun, araç mı seni yönlendiriyor?
Algoritmalar sana neyi sevebileceğini gösterebilir.
Ama neyi seveceğine sen karar vermelisin.
Yapay zekâ sana seçenekler sunabilir.
Ama hangi yolu yürüyeceğine sen karar vermelisin.
Sosyal medya sana başkalarının hayatını gösterebilir.
Ama kendi hayatının değerini onların hayatıyla ölçmemelisin.
Çünkü insan yalnızca karşısına çıkan şeylerden oluşmaz.
İnsan, karşısına çıkanlar arasından neyi seçtiğiyle de kim olduğunu oluşturur.
Bu nedenle bugün gençlerin kendilerine sorması gereken soru yalnızca:
“Ben kimim?”
değildir.
Belki bundan daha zor ve daha önemli bir soru vardır:
“Beni ben yapan seçimleri gerçekten ben mi yapıyorum?”
Kendi olmak, dünyadan kaçmak değildir.
Dünyanın içinde yaşarken kendi yönünü kaybetmemektir.
Ekrandan akan beğenilerin ve akışına düşen şablonların seni tek tipleştirdiği, kendi özgün kimliğini dijital onayların gölgesinde arama zamanını geride bırakma zamanı.
Sorularınız ve bilgi almak için 0531 894 10 18
